Nisan 14, 2007 ·
Ruhlar, zifiri karanlığa teslim olup göçüp gitmiş kötülüklerin bataklığında.. Kötü bir düşteyim bu akşam, soğuk rüzgarların estiği, nefislerin esir aldığı.. Bir yerlere koyamadığım gönlüm ızdırabın pençesine sıkışıp kalıyor bu sefer. Kaçıyorum karanlıklardan sığınıyorum bir köşeye.
Sanıyor musun ki ben çok mutluyum görmezden gelinmenin eşiğindeyken?! Görmüyorsun ne kadar ızdırap çektiğimi ve kaçtığımı bir şeylerden! Üzerime üzüntünün ağırlığı çöktü, ruhum kör, gözyaşlarım sessiz bu akşam… Zamanın içine sıkışıp kaldım…
Yorum (0) Yorum yaz!
Nisan 9, 2007 · Kategori: icimden geldikce
Merdivenlerden inerken yavaş adımlarla ayaklarım, benliğim ne kadar yorgun ve çaresiz olduğunu düşündü, o saniyeden sonra kuracağım tüm cümlelerin.
Gözlerim kapıya baktı ellerim kapının kolunu tuttu ve açtı, vücudum o binadan dışarı çıktı ve kapı ardımdan kapandı kendiliğinden… Kaldırım taşları ve yoldaki asfaltlar kayıp gitti ayaklarımın altından… Rüzgâr savurdu kirpiklerimdeki incileri, şehrin bol karbondioksitli havasını çektim içime sonra yanımdan geçen arabaların korna sesleri eşliğinde… Dilim varmadı söylemeye “Bir daha görüşmemiz çok zor dostum” demeye… Zaman ve mekân aleyhimize değişecekti artık arkasında tozu dumana katılmış hatıraları saklayıp… Ama olsun, gönüller birdi nasılsa, yeter miydi peki elimdeki birkaç an karesi o güzel gülüşleri tekrardan hissetmeye? Yetmezdi elbet , ama nasılsa arada bir o ılık sesini duyardım biricik gönlü güzelimin.. Sesi titrerdi benle konuşurken dayanabilir miydim peki? Hemen gitmek istemez miydim yanına.. İsterdim elbet, çok arayacaktım omuz omuza verip de atlattığımız o günleri. Ve bunun bilincinde olarak, ayrılmak zorunda olduğumuzun farkındalığıyla ayrılmıştı ellerimiz birbirinden ve ıslak bakışlarımız gözlerimizden… Ve olgunluğa ermeye giden yoldaki ilk adımımızı atmıştık, birbirimize arkamızı dönüp zaman yolculuğunda birbirimizsiz attığımız o ilk adımda…
Ben biliyordum ki o vakitten sonra duyacağım bazı notalar beni alıp götürecekti çok uzaklara ve dualarımdan hiç eksilmeyecek bir isim daha eklenmişti listeme… Ama ben şunu da biliyordum, asıl kavuşma ötelerde olursa daha tatlıydı ve daha bitmezdi. İnsan, sevdiğiyle beraberdi ötelerde de, o yüzden biz kaçınmalıydık ötelerde bizi birbirimizden ayrı düşürecek kötülüklerden.. Ve o yüzden daha çok dua etmeliydik, asıl bedenlerimiz ayrıldıktan sonra, ruhlar aleminde tekrar buluşmak için…
Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!
Nisan 9, 2007 · Kategori: Kose yazilarim
Trakya Üniversitesi Karahıdır Meslek Yüksekokulu’nu Kırklareli Valisi Hüseyin Avni Coş ve Okul Rektörü Prof. Ender Duran ile beraberindekiler, Kırklareli'ndeki Karahıdır Meslek Yüksekokulu'nu bir program dahilinde gezdiler. Olayın sonrası da var ama benim şu an için yazacağım olayın bu bölümü.
Okulun merdivenlerini acele acele çıkıyordum ki birisi eliyle beni durdurdu. “Dur” dedi karşımdaki, “Durun, içeri böyle giremezsiniz.” Hoppala! Nedir içeri girmeme engel olan şey diye düşünüyorum ve anlıyorum ki başörtüm problem oldu. İlk karşılaştığım olay değil zaten ama sinir oldum işimi yapmama engel oluyor o anda öğretim görevlisi gibi görünen beye. La havle çektim içimden. Ben de dedim ki “Öğrenci değilim muhabirim”. Biraz daha ısrar etti, çabaladı sonunda dayanamadı “Hadi hadi git gitttt” şeklinde el işareti yaptı. Tam birkaç merdiven çıktım ki bir engel daha kaşlarını kaldırdı “Lütfen dışarı!”. “Rabb’im” dedim içimden “Bana yardım et..”. Öğrenciler de teneffüsteymiş, hepsi bana bakıyor. Kim olduğunu bilmediğim beyefendiyle atışıyoruz bir süre istemeden. “Sayın Valimize ve Rektöre bir danışın” diyorum. Ama itekleyip duruyor “Dışarıda Bekleyin!”. Sanki elimde bomba var!!! Çıkıyor yukarı ve 1 dakika sonra yanımda, “Rektör Bey izin vermedi” Kısa bir suskunluk… Öğrencilerin gözleri üstümde, aslında başörtülü olduğunu giyinişleri ile anladığım, asıllarını yaşayamayan birkaç kız öğrenci ile göz göze geliyorum. Suskunluğum devam ediyor. Başım dimdik, okulun kapısına yöneliyorum ve okulun merdivenlerinde Rektör’ü bekliyorum. Herkes, Rektör Duran’ın geleceğinden haberdardı ve zaten camlardaydı, şimdi de ben dışarı çıkarılıyorum, e tabi ilginç bir konu…
Neyse bekliyorum Rektör Duran’ı merdivenlerin başında. Merdivenlerden indiğinde beni neden içeri almadıklarını soracağım kendilerine çünkü.
Bir müddet etrafı izleyerek bekledim. Okul bahçesindeki sigara içenlere baktım bir süre, sonra da yeşilliklere. Camlarda meraklı bakışları süzmeden gözlerimi okul binasında gezdirdim. Kapıya doğru bakarken baktım geliyor saygıdeğer Rektör. Hemen kendisinin yanına gittim, beni yaklaştırmamak için çaktırmadan direnen korumasına aldırmadan.. Kendisini videoya çekerken “Çek kızım çek” dedi Rektör Bey. Ama gerisi gelmedi. Ne “Benim neden içeri alınmamı istemediniz?” sorusuna yanıt verdi, ne de başka bir şey dedi. Arkasını döndü ve arabanın kendine ait VİP bölümüne oturdu. Ben programı izlemeye devam ettim, kendileri program süresince binaları incelemeye devam etti, geride bıraktığım bazı düşünceli öğrenciler de derslerine…
Programı izlemeye devam ederken konu hiç açılmadı; kimse başka yerlere girerken girmeyin demedi, beni engelleyen olmadı. Ama okula girseydim ne olacaktı? Ellerinde bombalar girdikleri yerleri yakıp yıkan insanlar bile girdikleri hapisten “af”tan yararlanarak çıkıyorlar. Ben ve benim gibi suçsuzlara ise bir ömür boyu hayatı zindan ediyorlar. Bizi engellemeye çalışanlara sesleniyorum onlar kendilerini bilirler. Biz sizin demenizle ne dinimizden vazgeçeriz, ne de başörtümüzden. Biz işimizi yapmaya ve okumaya çalışıyoruz. Sizin olduğu kadar bizim de olan memleketimize yararlı olmaya çalışıyoruz, bize engel çıkararak işi zorlaştıran sizler de benim gibi ve okullarda okuyan kaderdaşlarım gibi insanların zorla başını açtırmaya çalışıyorsunuz, yapıyorsunuz da. Günahı sizin boynunuza bunu bilesiniz! Ama istediğiniz kadar direnin, direndirin ben Başörtülüyüm Başörtülü kalacağım, isteseniz de, istemeseniz de!
Kalıcı Bağlantı Yorum (4) Yorum yaz!
Nisan 7, 2007 ·
Fedakarlık, tüm vücudunu yaralar kaplamışken, kanayan yaralarını su ile bastırmaya çalışarak, elinde kalan son yara bandını yanındaki sadece parmağı kanayan birine verebilmek, Fedakarlık; gözlerin yaşardığında, etrafındakileri üzmemek için üzüntünü vurmak yazmaya, Fedakarlık, bir ömür sürse de umutsuzluklar, gülücükleri bırakmak ötelere…
Fedakârlık, bir bisküviyi baylaşmak kadar basit gibi görünür, bir çok acının tesellisi olur.
Yorum (4) Yorum yaz!
Nisan 3, 2007 · Kategori: Kose yazilarim
Başlığı okuyunca şaşırdığınızı biliyorum ve aklınızda kötü düşünceler uyandığını “Ne diyor bu kız?!” diye…
Birçoğumuz farkında değiliz küresel ısınmanın benzerinin insanlar üzerinde gerçekleştiğinin. Nasıl yani? Şöyle ki;
küresel ısınmaya uğradı vicdanlarımız, sözlerimiz ve yaşantılarımız. “Sevgi ve saygı” adı verilen buz kütleleri diri
tutarken aramızdaki ilişkileri, kütleler eriyor yavaş yavaş, sevgi eriyor, saygı eriyor, laçkalaşıyor ilişkiler… Anlayış, hoş
görü, farkındalık ve hayat felsefemizin yapı taşı hükmündeki inançlarımız dünyadaki suların çekildiği gibi yavaş yavaş
çekiliyor hayatımızdan. Vicdanlar kuraklaşıyor, beyinler uyuşuyor.
Küresel ısınma dedikleri, bozulması dengesi dünyanın. Küresel ısınma insanlık boyutunda da yaşanıyor, kâinat ısınıyor
o “Kaçınılmaz Son”a… Dengesi bozuluyor yaşamların, sözlerin, hareketlerin ve insanlığın… Küresel ısınma dedikleri,
eridikten sonra buzullar, yerle bir etmesi kara parçalarını.. İnsanlar da nasibini alıyor, eriyor sevgi, eriyor kardeşlik ve
hayatlar çamur batağına saplanıyor, boğuluyor bu kötülükler arasında yok oluyor benlikler…
Dünya geri sayımını yapıyor o “Kaçınılmaz Son” a, alametler baş gösteriyor, küçükleri bitti sıra büyüklerde… İnsanlar
şaşkınlık içinde “Nereden çıktı bu ısınma mısınma? Sadece ben miyim sebep?!”, hala insanlar inanmıyorlar dünyanın
sonunu kendi elleriyle getirdiklerine. Sadece kendi küçük dünyası dışında hiçbir şeyi düşünmeyen akıllar, başlıyor tüm
dünyanın sonunu düşünmeye. İnsanlık adına çalışan beyinler, çözüm arayışları içinde. Şimdi yeni uyanan gözler, daha
önce uyanmış olanlar çeviriyor gözlerini hakikatlere ve başlıyorlar dua dua yalvarmaya Rab’lerine.
Sözün özü bu küresel ısınma dünyanın da insanlığında sonu geldiğini haber veriyor tüm dehşetiyle, şimdi küresel
düşünüyor herkes…
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
« Önceki :: Sonraki »


